Bir Şeyi Bilmek Neden Değiştirmeye Yetmiyor?

Bir Şeyi Bilmek Neden Değiştirmeye Yetmiyor?
İnsan bazen kendisiyle ilgili bir şeyi o kadar iyi bilir ki, artık onu bilmenin değiştirmek için yeterli olması gerektiğini düşünür. Hangi ilişkide neden zorlandığını görür, hangi davranışının kendisine zarar verdiğini bilir, nerede hayır demesi gerektiğini fark eder, neyi artık sürdürmemesi gerektiğini defalarca kendine söyler. Hatta aynı konuda arkadaşlarına son derece doğru tavsiyeler bile verebilir. Fakat sıra kendi hayatına geldiğinde aynı şeyi yapmaya devam eder.
Sonra da çok tanıdık bir soru gelir: “Madem bunun farkındayım, neden hâlâ değiştiremiyorum?”
Çünkü fark etmek önemlidir ama tek başına değişim değildir.
İnsan davranışı yalnızca neyin doğru olduğunu bilerek şekillenmez. Alışkanlıklarımız, geçmiş deneyimlerimiz, içinde bulunduğumuz sosyal çevre, beklentilerimiz, korkularımız, ödüllerimiz ve kaçınmaya çalıştığımız duygular davranışlarımız üzerinde düşündüğümüzden çok daha fazla etkiye sahiptir.
Örneğin bir insan, sürekli herkese yetişmeye çalışmasının kendisini tükettiğini gayet iyi biliyor olabilir. Artık bazı taleplere hayır demesi gerektiğini de bilir. Fakat gerçekten hayır dediğinde karşısındaki insanın hayal kırıklığıyla karşılaşırsa ne olacak? Suçluluk hissederse? “Sen çok değiştin” denirse? Bencil olmakla suçlanırsa?
İşte bilgiyle davranış arasındaki mesafe çoğu zaman burada ortaya çıkar.
Kişi ne yapması gerektiğini bilmiyor değildir. Yeni davranışının beraberinde getireceği duyguyla ne yapacağını bilmiyor olabilir.
Aynı şeyi ilişkilerde de çok görürüz. Bir insan karşısındaki kişinin kendisine iyi gelmediğini bilir. Defalarca aynı hayal kırıklığını yaşamıştır. Arkadaşları söylemiştir, kendisi görmüştür, hatta ilişkinin neden sağlıklı ilerlemediğini uzun uzun anlatabilecek durumdadır. Buna rağmen ayrılamaz ya da ayrıldıktan kısa süre sonra geri döner.
Dışarıdan bakıldığında bunun mantıksız olduğu düşünülebilir. Oysa insan davranışı her zaman mantığın çizdiği en kısa yolu takip etmez.
Çünkü ayrılmak yalnızca bir insandan ayrılmak değildir. Bazen bir ihtimalden, alışkanlıktan, aitlik hissinden, yıllardır kurulan gelecek tasarımından veya “belki bir gün değişir” beklentisinden de ayrılmaktır. İnsan neyin yanlış olduğunu bildiği halde, kaybedeceği şeylerle karşılaşmaya henüz hazır olmayabilir.
Bu nedenle kendimize sürekli “Neden hâlâ bunu yapıyorum?” diye kızmak yerine daha işlevli bir soru sorabiliriz:
Bu davranış benim için ne işe yarıyor?
İlk bakışta tuhaf gelebilir. Çünkü zarar veren bir davranışın nasıl işe yaradığı düşünülebilir?
Oysa birçok davranışımızın görünmeyen bir işlevi vardır.
Sürekli kontrol etmek belirsizliği azaltıyor olabilir. Herkesi memnun etmeye çalışmak reddedilme ihtimalini azaltıyor olabilir. Tartışmalarda susmak çatışmadan korunmayı sağlıyor olabilir. Her şeyi tek başına yapmak başkasına ihtiyaç duyma riskinden uzak tutuyor olabilir. Sürekli güçlü görünmek kırılganlığımızın görülmesini engelliyor olabilir.
Davranış bugün hayatımızı zorlaştırıyor olsa bile, bir zamanlar bizi koruyan bir yöntem olmuş olabilir.
Sorun, geçmişte işe yarayan bir davranışın bugün de otomatik olarak kullanılmaya devam etmesidir.
İnsan değişir. Hayat değişir. İlişkiler değişir. Şartlar değişir. Fakat bazı davranışlarımız yeni koşullara aynı hızda uyum sağlamaz.
Bir zamanlar çatışmadan korunmak için susan çocuk, yıllar sonra yetişkin olduğunda da kendisini ifade etmekte zorlanabilir. Bir zamanlar kabul görmek için herkesin beklentisine uyum sağlayan kişi, bugün kendi isteklerini söylediğinde suçluluk hissedebilir. Geçmişte belirsizlikle baş etmek için her şeyi kontrol etmeye çalışan biri, artık kontrol etmesine gerek olmayan alanlarda bile rahat bırakamayabilir.
Burada önemli olan geçmişte ne yaşandığını sonsuza kadar analiz etmek değildir. Önemli olan geçmişte öğrendiğimiz bir davranışın bugün hâlâ gerekli olup olmadığını görebilmektir.
Çünkü bazen savaş gerçekten bitmiştir ama insan nöbet tutmaya devam eder.
Değişim Neden Rahatsız Eder?
Bir davranışı değiştirmeye başladığımızda her zaman hemen iyi hissetmeyiz. Hatta bazen tam tersine, başlangıçta daha kötü hissederiz.
İlk kez hayır dediğinizde suçluluk gelebilir. Kendinizi sürekli açıklamayı bıraktığınızda yanlış anlaşılma kaygısı yaşayabilirsiniz. Her şeyi kontrol etmeyi bıraktığınızda belirsizlik rahatsız edebilir. Size iyi gelmeyen bir ilişkiden çıktığınızda özlem duyabilirsiniz.
Bu duyguların ortaya çıkması, verdiğiniz kararın yanlış olduğunu göstermez.
Bazen yalnızca alışık olduğunuz davranışın dışına çıktığınızı gösterir.
İnsan zihni tanıdık olanı güvenli olanla karıştırmaya yatkındır. Bu yüzden bize iyi gelmeyen ama yıllardır bildiğimiz bir davranış, yeni ve daha sağlıklı bir davranıştan başlangıçta daha rahat gelebilir.
Tam da bu nedenle değişim yalnızca karar vermek değildir. Yeni davranışın yarattığı rahatsızlığa bir süre dayanabilmeyi de gerektirir.
Kendinizi Değiştirmeden Önce Kendinizi Duyun
Kendimizle ilgili bir davranışı fark ettiğimizde ilk refleksimiz genellikle onu ortadan kaldırmaya çalışmak oluyor. Oysa bazen önce davranışı susturmak yerine ne söylediğini duymamız gerekir.
Neden bu kadar kontrol etmeye ihtiyaç duyuyorum?
Hayır dediğimde neden bu kadar suçlu hissediyorum?
Birinin beni onaylamaması neden kararımı değiştirmeme neden oluyor?
Beni yoran bir yerde neden hâlâ kalıyorum?
Buradaki amaç kendimize yeni bir suçlama alanı yaratmak değildir. Tam tersine, davranışın altında çalışan ihtiyacı görebilmektir.
Çünkü davranış değişikliği, insanın kendisiyle kavga ederek değil, ne yaptığını ve neden yaptığını gerçekten anlayarak daha kalıcı hale gelir.
Belki de bugün değiştirmeye çalıştığınız davranışınıza başka bir yerden bakmanız gerekiyor.
“Bunu neden hâlâ yapıyorum?” diye kızmak yerine şunu sorun:
“Bu davranış bugüne kadar beni neden korudu ve bugün hâlâ buna ihtiyacım var mı?”
Cevap bazen şaşırtıcı derecede nettir.
Bir zamanlar ihtiyacınız vardı.
Ama artık olmayabilir.
Ve insanın kendisini duymaya başladığı yer, çoğu zaman değişimin de başladığı yerdir.
Sevgiyle...



